Öncelikle şunun altını kalınca çizelim.
Fenerbahçe ile Gençlerbirliği’nin kadrolarını aynı terazinin iki kefesine koymak, terazinin kendisine haksızlık olur.
Arada sadece kalite farkı değil, neredeyse başka dünyaların mesafesi var. Fenerbahçe’nin yedek kulübesinde oturanların piyasa değeri, tecrübesi ve futbol mahareti bile başkent ekibinin elindeki imkânların çok üzerinde.
Ama futbolun güzel tarafı da biraz burada başlar.
Çünkü top sahaya konulduğu anda banka hesapları kapanır, bonservis bedelleri tribüne çıkar, isimler formaların arkasında kalır.
Ve geriye on bir kişiye karşı on bir kişi kalır.
Bu akşam da öyle oldu.
İsmail Kartal, Lyon maçını düşünerek kadroda ciddi bir rotasyona gitti. Greenwood, Kante, Semedo, Kerem ve Vedat Muriç gibi isimleri kulübeye çekti; Mourinho döneminde neredeyse yüzlerine bile bakılmayan Oğuz Aydın ile İrfan Can Kahveci’yi iki kanada bıraktı.
Futbolcu kazanmak elbette önemlidir.
Ama şampiyonluğa oynuyorsanız, önce maçları kazanmanız gerekir.
Çünkü şampiyonluk uzun bir yolculuktur ama puan kayıplarının bahanesi kısa ömürlüdür.
Şampiyonlar Ligi eleme maçlarında Fenerbahçe’nin en iyi işleyen taraflarından biri kanatlarıydı. Bu iki değişiklikle birlikte o kanatlar sustu.
Kanatlar susunca oyun daraldı, Fenerbahçe’nin sahadaki nefesi kısaldı.
Buna bir de orta sahanın motoru Guendouzi-Kante ortaklığının bozulması eklenince sarı-lacivertlilerin oyundaki ritmi de kayboldu.
Sonuçta Fenerbahçe, kendisinden çok daha mütevazı bir rakibe karşı kağıt üzerindeki büyük kalite farkını çimlere taşıyamadı ve 2-1 yenilerek ağır bir fatura ödedi.
Bu kadar geniş çaplı bir rotasyonun takımın dengesinde yaratacağı erozyonu İsmail Kartal’ın nasıl hesaplayamadığını anlamak gerçekten güç.
Üstelik Fenerbahçe maça kötü de başlamamıştı.
Talisca ile erken golü bulmuş, yaklaşık 35 dakika boyunca rakibini kendi sahasına hapsetmişti.
Fakat kanatlar işlemeyip orta sahanın direnci düşünce oyun yavaş yavaş Fenerbahçe’nin elinden kaydı. O ana kadar nefes almakta bile zorlanan Gençlerbirliği, Tongya ve Oğulcan ile bulduğu fırsatları affetmedi.
Futbol bazen böyledir.
Siz rakibinizden kat kat pahalı olabilirsiniz ama sahada boş bıraktığınız her alanın, kaybettiğiniz her ikili mücadelenin ve bozduğunuz her oyun düzeninin bir bedeli vardır.
Gençlerbirliği de Fenerbahçe’ye o faturayı kesti.
Yenik duruma düştükten sonra İsmail Kartal bütün aslarını sahaya sürdü.
Ama iş işten geçmişti.
Bir başka gerçek de hâlâ bütün çıplaklığıyla ortada duruyor:
Fenerbahçe’nin Talisca dışında güvenebileceği hazır bir santrforu yok.
Vedat Muriç henüz istenilen seviyede değil. Lukaku’nun durumu ise belirsizliğini koruyor.
Şimdi önünde Lyon var.
Fenerbahçe o maçta bilinmez.
Ama bilinen bir şey var.
Gençlerbirliği maçının bıraktığı ders gayet açık:
Bazen rakibi küçümsemek için onu küçümsemeniz gerekmez. Kadronuzu fazla küçültmeniz de yeter.
İsmail Kartal'a ders olsun.