Demir seslerinin arasında geçen bir öğleden sonra, fitness üzerine değil; insanın kendisiyle verdiği mücadele üzerine...

Spor salonlarının kendine özgü bir kokusu vardır.

Demirin...

Terin...

Yeni temizlenmiş kauçuk zeminin...

Kapıdan içeri girer girmez bunların hepsi birbirine karışır.

Ardından tanıdık sesler yükselmeye başlar.

Koşu bantlarının ritmik uğultusu...

Ağırlık plakalarının birbirine çarpan metal sesi...

Bir köşede son tekrarını tamamlamaya çalışan genç bir sporcu...

Başka bir tarafta antrenörünün "Bir tekrar daha..." sözünü duyan orta yaşlı bir adam...

İlk bakışta herkes aynı şeyi yapıyormuş gibi görünür.

Oysa biraz durup insanları izlediğinizde, aslında aynı salonda onlarca farklı hayatın aynı anda mücadele verdiğini fark edersiniz.

Kimisi doktorunun "Artık hareket etmelisin." tavsiyesini ciddiye almıştır.

Kimisi yıllardır ertelediği değişime bugün başlamıştır.

Kimisi aynada gördüğü görüntüden memnun değildir.

Kimisi ise hayatın yükünü birkaç saatliğine de olsa omuzlarından bırakabilmek için ağırlıkların arasına sığınmıştır.

Spor salonları, dışarıdan bakıldığında kasların büyüdüğü yerler gibi görünür.

İçeri girdiğinizde ise aslında insanların kendileriyle hesaplaştıkları mekânlar olduğunu anlarsınız.

Kemaltopçam

İşte Kemal Topçam da yaklaşık 27 yıldır bu hikâyelerin tam ortasında duruyor.

Onun işi yalnızca program hazırlamak ya da hareket göstermek değil.

Yıllardır insanların değişimine tanıklık ediyor.

Bazen ilk kez spor ayakkabısı giyen birini...

Bazen onlarca kilo vermeyi başaran bir üyeyi...

Bazen de pes etmek üzereyken yeniden ayağa kalkmayı öğrenen insanları...

Belki de bu yüzden konuşmaya başladığımız ilk dakikalarda mesele ağırlıklardan çok hayata geliyor.

Çünkü fitness, onun gözünde hiçbir zaman yalnızca fitness olmamış.


Üniversite yıllarına uzanıyor sohbet.

Yurt dışında geçen öğrencilik dönemini anlatırken sesi değişiyor.

O günleri anlatan herkes gibi gözlerinin içi gülüyor.

Aslında hikâyesi birçok insanınkine benziyor.

Merak ederek başlamış.

Sonra o merak alışkanlığa dönüşmüş.

Alışkanlık zamanla tutkuyu doğurmuş.

Derken o cümleyi kuruyor.

"Bir aşk oldu...

Sonra hastalık oldu."

Bunu söylerken gülüyor.

Belki de yıllardır aynı cümleyi kuruyor.

Ama belli ki hâlâ aynı duyguyu hissediyor.

Çünkü sevmeden yapılan hiçbir iş insanı yirmi yedi yıl boyunca aynı heyecanla ayakta tutamaz.

Bugün spor salonuna her sabah aynı istekle gelmesini sağlayan şey de tam olarak bu.

Kemal Topcam.jpg

Sevdiği işi yapıyor.

Bu yüzden "işe gidiyorum" demiyor.

"Spora gidiyorum." diyor.

İkisi arasında küçük gibi görünen ama hayatın tamamını değiştiren bir fark var.


Toplumda spor salonlarıyla ilgili ilginç bir algı oluştu.

Sanki içeri giren herkesin tek amacı kas yapmakmış gibi...

Oysa birkaç saat boyunca salonda oturup insanları izleseniz bunun doğru olmadığını hemen anlarsınız.

Bir köşede bel fıtığı nedeniyle doktorunun önerdiği egzersizleri yapan biri vardır.

Diğer tarafta yıllardır masa başında çalışmanın verdiği sırt ağrılarından kurtulmaya çalışan bir başkası...

Emeklilikten sonra ilk kez düzenli hareket etmeye karar veren biri...

Üniversiteye hazırlanan genç...

Yeni doğum yapmış bir anne...

İş stresini salonda bırakmaya çalışan bir yönetici...

Hepsi aynı salondadır.

Ama hiçbirinin hikâyesi birbirine benzemez.

Kemal Topçam'ın yıllardır öğrendiği en önemli şey de bu olmuş.

İnsanlar aynı hareketleri yapabilir.

Aynı ağırlıkları kaldırabilir.

Ama aynı sebeple başlamazlar.

İyi bir eğitmeni farklı yapan şey de tam burada başlıyor.

Önce hareketi değil, insanı anlamak gerekiyor.


Kuzey Kıbrıs'ta spor salonu işletmenin kendine özgü zorlukları var.

Ada ülkesi olmanın avantajları kadar dezavantajları da hissediliyor.

Bozulan bir makinenin küçük bir parçası bazen günlerce, bazen haftalarca beklenebiliyor.

Yeni ekipman siparişi vermek her zaman kolay olmuyor.

Salonun ışıkları yanıyor diye her şey yolunda sanılıyor.

Oysa görünmeyen tarafta sürekli devam eden bir mücadele var.

Bakımlar...

Temizlik...

Yedek parçalar...

Klimalar...

Elektrik...

Hijyen...

Üyeler bunların hiçbirini görmüyor.

Aslında görmemeleri gerekiyor.

Çünkü iyi işletmecilik, sorunları ortaya çıkmadan çözebilmek demek.

Topçam'ın anlattıkları, spor salonunun yalnızca birkaç makinenin bulunduğu bir yer olmadığını gösteriyor.

Burası her gün yaşayan, nefes alan ve sürekli ilgi isteyen büyük bir organizma.


Sohbet ilerledikçe konu günümüzün en büyük problemi olan bilgi kirliliğine geliyor.

Eskiden yanlış bilgi kulaktan kulağa yayılırdı.

Bugün ise milyonlarca telefona aynı anda düşüyor.

Bir video...

Bir paylaşım...

Bir forum yorumu...

Bir anda "kesin doğru" kabul ediliyor.

İşte tam burada yıllardır duyduğu o klasik cümleyi anlatıyor.

"Hocam...

Arnold'un programını yapacağım."

Sonra birkaç saniye duruyor.

Gülüyor.

Ve salondaki herkesin kahkaha attığı o cümleyi kuruyor.

"İşten çıktın...

Bir sandviç yedin...

Arnold'un antrenmanını yapmaya geldin."

Aslında bu yalnızca komik bir cevap değil.

Bugünün fitness kültürünü özetleyen bir eleştiri.

Çünkü insanlar sonucu görüyor.

Ama o sonucun arkasındaki yılları görmüyor.

Sabah yapılan ilk antrenmanı...

Akşam yapılan ikinci antrenmanı...

Yıllarca bozulmayan beslenme disiplinini...

Dinlenmeyi...

Genetik avantajları...

Profesyonel yaşamı...

Ve çoğu zaman hiç konuşulmayan diğer ayrıntıları...

Kendimizi yalnızca sonuca bakarak kıyaslamaya başladığımız gün, motivasyonun yerini hayal kırıklığı alıyor.


Bir başka önemli konu ise sosyal medya.

Artık herkes konuşuyor.

Herkes tavsiye veriyor.

Herkes uzman gibi davranıyor.

Fakat bilgi çoğaldıkça doğruların da arttığını söylemek zor.

Kemal Topçam'ın özellikle gençlere yaptığı uyarı burada önem kazanıyor.

İnternette yazılan her şey doğru değildir.

Forumlarda anlatılan her deneyim herkese uymaz.

Her vücut farklıdır.

Her metabolizma farklıdır.

Her insanın geçmişi farklıdır.

Bu yüzden bir başkasında işe yarayan yöntem, sizin için doğru olmayabilir.

Bugün fitness dünyasının en büyük problemi bilgi eksikliği değil.

Doğru bilgiyi ayırt edememek.


Konu steroidlere geldiğinde salondaki hava değişiyor.

Az önce kahkahaların yükseldiği ortam yerini ciddi bir sessizliğe bırakıyor.

Çünkü burada şakanın yeri yok.

Kısa sürede büyük değişim vaat eden yöntemlerin çoğu, uzun vadede ağır bedeller ödetebiliyor.

Kalp...

Karaciğer...

Hormonal sistem...

Psikolojik etkiler...

Sosyal medyada bunlar pek gösterilmiyor.

Paylaşılan yalnızca "öncesi-sonrası" fotoğrafları.

Oysa asıl hikâye o karelerin dışında yaşanıyor.

Topçam'ın en önemli uyarısı da tam bu noktada geliyor.

Sağlık, hiçbir zaman estetik görünüm uğruna riske atılacak bir şey değil.


Belki de gün boyunca konuşulanlar arasında en dikkat çekici cümle, en sade olanıydı.

"Spor sadece spor salonunda yapılmaz."

İlk anda şaşırtıyor.

Çünkü bunu söyleyen kişi yıllardır spor salonu işleten bir eğitmen.

Ama biraz düşününce ne demek istediğini anlıyorsunuz.

Parkta yürümek de spor.

Bisiklete binmek de.

Yüzmek de.

Basketbol oynamak da.

Çocukla top peşinde koşmak da.

İnsan bedeni hareket etmek için yaratıldı.

Mesele nerede spor yaptığınız değil.

Hayatınıza hareket katıp katmadığınız.


Salondan ayrılmadan önce son kez aynalara bakıyorum.

Bir köşede genç bir çocuk son tekrarını yapıyor.

Bir başka tarafta orta yaşlı bir kadın yürüyüş bandında temposunu bozmadan ilerliyor.

Antrenörlerinden onay bekleyenler...

İlk günün heyecanını yaşayanlar...

Yıllardır aynı disiplinle çalışanlar...

Hepsi aynı çatı altında.

Ama hiçbiri aynı yolun yolcusu değil.

Demir plakalar yine yere bırakılıyor.

Metal sesi salonun içinde yankılanıyor.

O ses belki dışarıdan bakan biri için yalnızca ağırlığın sesi.

Ama içeride biraz vakit geçirince başka bir anlam kazanıyor.

Çünkü o ses, vazgeçmeyen insanların sesi.

Belki de sporun insana öğrettiği en önemli şey tam burada saklı.

Kaslar zamanla gelişir.

Kilo zamanla verilir.

Performans zamanla artar.

Ama bunların hepsinden önce değişmesi gereken tek bir şey vardır.

İnsanın kendisine verdiği söz.

O sözü tutabildiği gün ise aynadaki değişim çoktan başlamıştır.

Çünkü gerçek güç, kaldırılan ağırlıkta değil; her şeye rağmen ertesi gün yeniden salona gelebilme iradesindedir.

Ve belki de bütün bu hikâyenin özeti, Kemal Topçam'ın tek cümlesinde saklıdır:

"Kas yapmak zaman alır... Ama asıl değişim, insanın zihninde başlar."