Galatasaray gitti, geldi; maçı son anda kurtardı.


Ama bu 90 dakikayı tek parça halinde anlatmak haksızlık olur.


Bu maçı ikiye bölmek gerek: İlk 32 dakika ve sonrası.


Yani Osimhen ve sonrası...


Osimhen golünü attı, sakatlandı, çıktı; Galatasaray’ın yaratıcılığı da sanki onunla birlikte kenara geldi.


Futbolun eski zamanlarında santrfor dediğin adamın adresi belliydi. Ceza sahasında oturur, topun gelmesini bekler, gelince de kalecinin gözlerinin içine bakarak hükmünü verirdi.


Osimhen öyle bir santrfor değil.


Onun futbolda sabit bir adresi yok; çünkü sahanın tamamında ikamet ediyor.


Bir dakika rakip kalenin önünde stoperlerle boğuşurken, az sonra orta yuvarlakta kaybedilmiş bir topun peşine düşüyor. Biraz daha beklerseniz kendi ceza sahasında bir korneri kafayla uzaklaştırırken görüyorsunuz.


Sanki Galatasaray ona dokuz numaralı formayı vermiş ama görev yerini söylemeyi unutmuş.


O da bütün sahayı kendisine görev yeri bellemiş.


Osimhen’in büyüklüğü yalnızca attığı gollerin toplamında değil, maçın hiçbir saniyesini başkasına bırakmamasında.


Bu akşam da oyunda kaldığı sürece sadece gol atmadı; yüreğini sahaya koydu.


Ve o çıkınca Galatasaray sendeledi.


Önce Başakşehir tartışmalı bir penaltıyla beraberliği buldu. Ardından Sanchez’in kendi kalesine attığı gol geldi.


Bir anda 1-0 öndeki Galatasaray gitmiş, yerine 2-1 geride ve ne yapacağını arayan bir takım gelmişti.


Ama aslan, galiba ancak o zaman maçın ciddi olduğunu anladı.


Orta sahada pres sertleşti. Kanatlardan toplar daha sık ceza sahasına inmeye başladı. Galatasaray rakibini kendi yarı alanına hapsetti.


Sonra Torreira...


Ardından Sara...


Ve 2-2’den 3-2’ye dönen maç.


Böyle gecelerde üç puanın nasıl alındığı bazen üç puanın kendisinden daha önemlidir. Hele yenik duruma düştükten sonra ayağa kalkıp maçı çevirebilmek, bir takımın karakter hanesine yazılır.


Galatasaray bunu yaptı.


Ama bu galibiyet, üzerini örtemeyeceği bir gerçeği de bir kez daha gösterdi: Galatasaray, Osimhen olmayınca gücünden çok şey kaybediyor.
Sadece golcüsünü kaybetmiyor.


Önde baskısını, rakibi korkutan koşularını, savunmayı geriye yaslayan tehdidini, mücadele gücünü ve belki de en önemlisi sahadaki ateşini kaybediyor.


Bir futbolcunun yokluğu takımın oyununu bu kadar değiştiriyorsa, ortada çözülmesi gereken bir mesele vardır.


Galatasaray henüz buna bir çözüm bulabilmiş değil.


Bu gece 2-2’den döndü.


Torreira yetişti.


Sara yetişti.


Üç puan da geldi.


Ama her rakip Başakşehir değil.


Sporting Lizbon hiç değil.


O nedenle gecenin en önemli meselesi skor tabelasında yazan 3-2 değil.


Osimhen’in sağlık durumu.


Umarım sakatlığı önemli değildir.


Çünkü Galatasaray’ın bu gece gördüğü şey çok açık: Osimhen sahadan çıktığında yalnızca bir santrfor çıkmıyor.

Galatasaray’ın oyununun bir parçası da onunla birlikte çıkıyor.