Futbolun sadece sahada oynandığını düşünenler için Aslan Yürekliler oldukça şaşırtıcı bir kitap.

Çünkü burada başrolde ne yıldız futbolcular var ne de kazanılan kupalar.

Bu kez hikâyenin merkezinde tribünler var.

Daha doğrusu tribünlerde ömür geçiren insanlar...

Bizim memlekette erkeklerin hayatında bazı ortak duraklar vardır. Okul yılları, askerlik anıları ve futbol. Özellikle de taraftarlık.

Kimi zaman mahallede başlayan, kimi zaman babadan oğula geçen bu tutku, birçok insan için sadece bir takım sevgisi değil, aynı zamanda bir arkadaş çevresi, bir aidiyet duygusu ve hatta bir yaşam biçimi haline gelir.

İşte Orhan Ölçen'in yazdığı Aslan Yürekliler tam da bu dünyanın kapılarını aralıyor.

Kitabı okurken aslında Galatasaray tribünlerinin tarihini değil, Türkiye'de taraftar olmanın tarihini okuyormuş hissine kapılıyorsunuz.

Çünkü anlatılanlar yalnızca sarı-kırmızı renklere ait değil. Stat yollarını aşındıran herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği hikâyeler bunlar.

Orhan Ölçen sıradan bir yazar değil. Tribünlerin içinden gelen biri. Daha 10 yaşındayken maçlara gitmeye başlamış, gençlik yıllarında tribünleri coşturan tezahüratlar üretmiş bir isim.

Bugün hâlâ statlarda duyduğumuz "Yenilsen de yensen de taraftarın seninle" sözlerinin arkasındaki kişi olması bile kitabın neden bu kadar samimi olduğunu açıklamaya yetiyor.

Sayfaları çevirdikçe hissediyorsunuz ki bu eser birkaç yılda hazırlanmış bir çalışma değil; onlarca yıllık bir tribün hafızasının ürünü.

Kitabın en güzel taraflarından biri futbol tarihinin bilinen yüzünün arkasına geçebilmesi.

Mesela bugün milyonlarca kişinin söylediği "Re re re ra ra ra" tezahüratının kökenini öğreniyorsunuz. Ya da Galatasaray tribünlerinde açılan ilk pankartın hikâyesini...

Futbolun sadece maçlardan ibaret olmadığını, yıllar içinde oluşmuş bir kültür olduğunu daha net görüyorsunuz.

Bir yandan Ali Sami Yen'den Metin Oktay'a uzanan kulüp tarihine tanıklık ederken, diğer yandan Türkiye'de tribün kültürünün nasıl değiştiğini de izliyorsunuz.

Seyircinin taraftara dönüşmesi, amigoların ortaya çıkışı, deplasman kültürünün gelişmesi, unutulmaz tren ve otobüs yolculukları...

Hepsi kitabın sayfaları arasında canlı bir şekilde yer alıyor.

Özellikle amigo hikâyeleri ve deplasman anıları kitabın en renkli bölümleri arasında.

Bugünün organize taraftar gruplarından çok farklı bir dünyanın kapıları açılıyor burada.

Kimi zaman komik, kimi zaman hüzünlü ama her zaman samimi hikâyeler... Tribün liderlerinin yükselişi, rakip taraftarlarla yaşanan olaylar, dostluklar ve unutulmayan yolculuklar kitabın en akılda kalan bölümlerini oluşturuyor.

Taraftarlık doksan dakikalık bir maçtan ibaret değil. İnsanlar yıllar sonra skorları unutabiliyor ama birlikte çıktıkları deplasmanları, tribünde tanıştıkları dostları ve yaşadıkları maceraları unutmuyor.

Çimde Yankılanan Sesler ve Futbolun Hafızası
Çimde Yankılanan Sesler ve Futbolun Hafızası
İçeriği Görüntüle

Futbolun gerçek hafızası da biraz burada saklı.

Kitabı bitirdiğinizde aklınızda yalnızca Galatasaray kalmıyor. Fenerbahçeliler, Beşiktaşlılar ve diğer takım taraftarları da bu hikâyenin bir parçası olarak beliriyor.

Çünkü farklı formalar giyilmiş olsa da aynı stat kapılarında beklenmiş, aynı deplasman yollarında gidilmiş, aynı tutkular yaşanmış.