O Gece, O Tünelde Neler Oldu?

Türk futbolu, tarihinin en derin hakem krizlerinden birini yaşıyor.

Düdük sesleri kaosa, VAR kararları öfkeye dönüşürken akıllarda tek bir soru var: Bu sadece formsuzluk mu, yoksa geçmişten gelen bir hesabın tahsili mi?

Yıllar önce o meşhur "hakemi odaya kilitleme" olayına vizörün arkasından şahitlik etmiş bir isim olarak, bugünün tablosunu analiz ediyorum.

Türk futbolunda haftalar değişiyor, isimler değişiyor, teknoloji (VAR) değişiyor ama değişmeyen tek bir şey var: Hakemlerin yarattığı devasa tartışmalar.

Ancak son zamanlarda sahadaki hatalar, basit birer "insan hatası" ya da "konsantrasyon eksikliği" olmanın ötesine geçti.

Bugün size, sadece bir futbolsever ya da bir yazar olarak değil, o karanlık tarihe bizzat tanıklık etmiş bir gözlemci olarak sesleniyorum.

O Gece, O Tünelde Neler Oldu?

O Gece, O Tünelde Neler Oldu


Yıl 2015. Trabzonspor - Gaziantepspor maçı.

Ben o gece, yayıncı kuruluşun kameramanı olarak sahadaydım.

Maç bitti, ışıklar söndü sanılırken asıl dram stadın koridorlarında başladı.

O dönemin Trabzonspor Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun talimatıyla hakem Çağatay Şahan ve yardımcılarının soyunma odasına kilitlendiği o anları, o koridordaki ağır ve tekinsiz havayı bizzat soludum.

Kameralarımızın kayıtta olduğu, herkesin ne olacağını korkuyla beklediği o saatler boyunca, Türk futbolunun onurunun o kapının ardında hapsedilişine şahitlik ettim.

O odanın anahtarı, o gece sadece bir kapıyı değil, bir camianın mesleki saygınlığını da kilitlemişti.

Bugünün Sorusu: "Anahtar Kimin Elinde?"

Bugün, o gecenin başrol aktörlerinden biri Futbol Federasyonu Başkanı koltuğunda oturuyor.

Sahadaki hakemlerin akıl almaz kararları, VAR ekranının başında dakikalarca süren kararsızlıklar ve standart tutturulamayan düdükler ise akıllara şu soruyu getiriyor: Acaba hakem camiası, o gece kameramla tanık olduğum o "esaretin" bilinçaltı intikamını mı alıyor?

Belki de bu bir komplo teorisi değil, kolektif bir kurumsal hafıza direnişidir.

Hakemler, kendilerini odaya kilitleyen bir iradenin bugün futbolun patronu olmasını içselleştirememiş, bu durumu mesleki onurlarına bir saldırı olarak görüyor olabilirler mi?

O gece o koridorlarda yaşanan çaresizlik, bugün sahalarda "sessiz ama etkili bir protesto" olarak karşımıza çıkıyor olabilir mi?

Bir zamanlar hapsedilenlerin, bugün düdükleriyle adaleti (ya da adaletsizliği) yöneterek "Anahtar artık bizim elimizde" demesi, sanıldığı kadar uzak bir ihtimal değil.

Sonuç: Hayaletler Riva’da Dolaşıyor

O gece o karanlık tünelde gördüklerim bana şunu öğretti: Futbolda hiçbir şey unutulmaz, hiçbir yara kolay kapanmaz.

Bugün izlediğimiz hatalar dizisi, belki de on yıl önce o kilitli kapıların ardında ekilen öfkenin ve kırgınlığın meyveleridir.

Avni Aker’in o karanlık koridorlarındaki hayaletler, Riva’daki Federasyon binasının koridorlarında dolaşmayı bırakmadığı sürece, Türk futbolunda adalet sadece bir temenni, kaos ise kaçınılmaz bir gerçek olarak kalacaktır.