Beşiktaş, 2025-26 sezonuna büyük bir iddiayla başlamıştı. Yönetimin yenilenme planları, kadroya katılan yıldızlar, güçlü bir teknik kadro… Ancak 18 haftalık yolculuğun sonunda tablo bu vaatlerin çok uzağında. Oyunda ritim yok, sahada enerji düşük, camiada moral kaybı büyük. Üstelik bu hafta yaşanan iki ayrılık, takımın sadece fiziksel değil, psikolojik dengesini de tamamen sarstı.
Tammy Abraham’ın ayrılığı aslında sürpriz olmadı, çünkü performansı hiçbir zaman bu takımın yükünü çekebilecek seviyeye çıkmadı. Bitiricilikte istikrarsız, fiziksel olarak temposuz ve bir türlü ritim tutamamıştı. Beklenen patlamayı yapamadı; hatta çoğu hafta hücumu tıkayan isimlerden biri haline geldi. Premier Lig’e dönüşü, beklenti ile performans arasındaki farkın doğal bir sonucu gibi.
Beklentiyi karşılayamayan bir oyuncunun gidişi Beşiktaş’ı güçsüzleştirmedi ama hücum hattının zaten düşük olan özgüvenini iyice zedeledi. Çünkü ayrılıklar, her zaman sadece eksilmeyi değil, zihinsel dalgalanmayı da beraberinde getirir.
Rafa Silva’nın ayrılığı ise hem saha içi hem de saha dışı tartışmaları bitirdi. Uyum problemi, temposuzluk, sakatlık söylentileri, mental düşüş derken Portekizli yıldız hiçbir zaman beklenen etkiyi yaratamadı. Ayrılığı, Beşiktaş için bir kayıptan çok bir rahatlama olarak yorumlanabilir. Çünkü takım artık “Rafa toparlanacak mı?” gibi gereksiz bir beklentinin yükünü taşımayacak.
Bu iki ayrılık, Beşiktaş’ın sezonun ikinci yarısına girerken kadro mühendisliği açısından yeni bir başlangıca zorlandığını gösteriyor. Fakat sorun sadece kadro eksilişi değil; daha derinde bir şey var.
Beşiktaş’ın asıl problemi, teknik ve taktik anlamda hâlâ bir kimlik oluşturamamış olması. Sergen Yalçın’ın oyun planı zaman zaman ışık verse de, bu ışık hiçbir zaman bir bütün halinde sahaya yansımadı. Orta sahada kopukluk, ileride bağlantı kuramayan bir yapı, savunmada tekrarlayan basit hatalar… Takım, oyunu ne hızlandırabiliyor ne de kontrol edebiliyor.
18 hafta boyunca oynanan futbola bakıldığında Beşiktaş’ın “iyi oynadığı” maç sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor.
Savunmadaki dağınıklık artık kronikleşmiş durumda. Öne geçilen maçlarda dahi koruyamayan, sona doğru panikleyen, temaslı oyunda geri adım atan bir yapı var. Orta saha ise topun kıymetini bilemeyen, pas yönlendiremeyen, fiziksel olarak çabuk düşen bir görüntüde. Bu tablo bir büyük takım refleksinden çok uzak.
Beşiktaş için bu sezonun hikâyesi şu ana kadar kaybedilen maçlardan çok, kaybedilen ritim ve güvenle yazıldı. Abraham ve Rafa Silva’nın ayrılığı da bu tabloyu sadece tamamlayan bir detay oldu. Esas mesele, takımın yeniden ayağa kalkacak mental enerjiye sahip olup olmadığı.
Beşiktaş’ın bu noktadan sonra ihtiyacı olan şey basit:
Net bir plan, istikrarlı bir kadro, doğru rol paylaşımı ve hatayı azaltan bir oyun aklı.
Sezon bitmedi; ama siyah-beyazlıların zamanı hızla azalıyor. Eğer Beşiktaş dönüş yapmak istiyorsa, bundan sonrası artık “doğru karar alma” sezonu olmalı.